İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İngiliz Dili Eğitimi Bölümü'nde Yapılan Yüksek Lisans Tez Çalışması 2004, Tuncer Can

 

Yabancı Dil Olarak İngilizce Öğretmenlerinin Yetiştirilmesinde Kuram ve Uygulama Boyutuyla Oluşturmacı Yaklaşım

 

Oluşturmacılık Kuramı

 

İçindekiler          1. Bölüm          2. Bölüm          3. Bölüm          4. Bölüm          Bibliografya/Kaynakça

 

 

3. YABANCI DİL ÖĞRETİMİ BAĞLAMINDA OLUŞTURMACILIK

Bu bölümde oluşturmacılık ve yabancı dil eğitimi arasındaki ilişki, bu ilişkiyi besleyen ve etkileyen etkenler, kavramlar ve özellikler tartışılacaktır. Oluşturmacılık yaklaşımının yabancı dil öğretimine ne yönlerden katkı yapabileceği örneklenecektir.   

Karmaşık dilbilgisi, zihinsel sözlüğün büyüklüğü ve çoklu işlevselliği ile dil insan zihninin en etkileyici etkinliğidir. Dil konusunda yapılacak herhangi bir tartışmada fikir birliğine varmak neredeyse imkansız bir olaydır. İnsanoğlu binlerce yıldır dil olgusunu açıklamaya çalışmıştır ancak bugün bile hala dille ilgili yeni yeni özellikler bulmak olasıdır. Dili konusu yapan dilbilimine baktığımızda, dilin birçok özelliğinden dolayı anlambilim, sesbilim, sözdizim, tümce-bilgisi, söylem çözümlemesi gibi ayrışmış alt dalları görüyoruz.  Bu da dili hangi taraftan alırsak o biçimde açıklayabileceğimizi örneklemektedir. Dil kavramının ne olduğu konusundaki karmaşıklık onun nasıl öğrenildiği konusunda da devam etmektedir, nasıl öğretileceği konusunda da. Dil bir davranış ya da bilişsel bir olgu mudur, ya da her ikisi de mi? Dilin nasıl öğrenildiği konusunda bir çok kuram geliştirilmiştir, yapısalcı, davranışçı ve bilişsel kuramlar en etkin olanlarındadır, bunlara karşılık Krashen dilin öğrenilmediğini edinildiği fikrini ortaya atmıştır. Dilin ne olduğu açıklamaları yabancı dil öğrenimini, öğretimini ve bunlarla ilgili uygulamaları sürekli etkilemiştir ve etkilemektedir.

Yapısalcılık ve davranışçılık yaklaşımları yabancı dil öğrenimini ve öğretimini uzun yıllar etkilemişlerdir, son yıllarda ise bilişsel yaklaşım, bağlam içinde öğrenme, işlevsel-kavramsal yaklaşım, iletişimsel yaklaşım ve görev odaklı yaklaşım yabancı dil öğrenimi ve öğretimini etkilemektedirler. Yapısalcı ve davranışçı yaklaşımlarda sınıflar öğretmen merkezli iken, bilişsel kuram konu ve öğrencileri merkeze getirmiştir. Şimdilerde ise bilişsel yaklaşımı daha da geliştiren, bireyi ve toplumu eylem içinde birleştirmeye çalışan, felsefe bilim ve bilgisayar teknolojisinde kökleri olan oluşturmacılık yaklaşımı önem kazanmaktadır. Oluşturmacılık kuramı bilgi felsefesi ve öğrenme kavramlarını açıklamaya çalışan bir yaklaşımdır. Öğrenenleri ön bilgileri olan ve bu ön bilgi ile yeni bilgileri harmanlayarak günlük deneyimlerini etkin bir şekilde oluşturmaya çabalayan bireyler olarak görmektedir. Bu kurama göre öğrenenler etkin bir şekilde dünya ile ilgili olan bilgilerini ondan yola çıkarak anlam oluşturarak edinirler. Öğrenme konusunda, oluşturmacılık yaklaşımıyla daha geleneksel olan diğer yaklaşımlar karşılaştırıldığında diğer yaklaşımlar nesnel olarak nitelendirilebilir (Bkz. Rüschoff, 1999). Diğer yaklaşımlara göre konular sınıflandırılıp ve organize edilip ünitelere bölünebileceği yaklaşımındadırlar. Bu şekilde konu küçük adımlara bölünüp öğretilebilir, gerektiğinde durulup öğrenenin başarısı ölçülebilir. Bilişsel yaklaşım ise sadece bilgi, konu ve becerilerin öğretimi değil de onların öğrenilmesi sırasında bilişsel süreçlerin ve yardımlaşmalı öğrenmenin de dahil edilmesiyle daha geleneksel yaklaşımlardan ayrılmaktadır. Geleneksel yaklaşımlar ve oluşturmacı kuram arasında yer almaktadır (Rüschoff, a.e.).

Oluşturmacılık kuramı, bilişsel yaklaşımdan öğrenenlere bilişsel süreçler ve bilgi işlemenin yanısıra dışsal dünyanın işlevsel ve anlamlı simgelerini oluşturmasına yardımcı olmasıyla daha öteye gitmektedir. Oluşturmacılığa göre öğrenme etkin, yaratıcı, toplumsal etkileşim gerektiren bir süreçtir ve bilgi de aktarılabilir bir şey değil oluşturulması gereken bir kavramdır. Oluşturmacılık ilkeleri öğrenenlerin bilgi kaynaklarına ulaşmalarına olanak sağlar, edilgen olarak bilgi bekleyen bireyler olmalarının önüne geçer.

Yabancı dil öğretimi için Hümanist yaklaşımlardan birkaç yöntem geliştirilmiştir, bunlar: Sessiz Yol, Esinlemeli Yöntem ve Danışmanlı Dil Öğrenme (Demircan, 1990). Bu yöntemler dilbilimden çok ruhbilimden esinlenmişlerdir, dilin ve öğrenmenin duyuşsal yönlerine ağırlık verirler, bireyi bütün olarak alırlar, ayrıca dilin öğrenildiği bağlamdan oluşacak korku ve endişeyi en alt düzeye indirgemeye çalışırlar, bireysel güvenliği ön plana alırlar. Hümanist yaklaşımın özellikleri:

 

·       Ait olma duygusu yaratmak

·       Konuyu öğrenenle ilişkilendirmek

·       Bireyi bütün olarak sürece katmak

·       Bireyin kendi ile ilgili özfarkındalığı desteklemek

·       Bireysel bir kimlik yaratmak

·       Kendine güveni desteklemek

·       Duyguları sürece katmak

·       Eleştiriyi en aza indirmek

·       Yaratıcılığı desteklemek

·       Öğrenme süreciyle ilgili bilgi geliştirmek

·       Bireysel inisiyatifi desteklemek

·       Seçmek için olasılıklar yaratmak,

·       Özdeğerlendirmeyi desteklemek (Williams & Burden, 1997: 38).

 

Hümanist yaklaşım öğrenenleri merkeze alır ve eğitimin daha insancıl bir biçimde yapılmasına olanak yaratmaya çalışır. Hümanist yaklaşımın ilkelerine bakıldığında oluşturmacılık yaklaşımıyla ortak yanları olduğu görülür. Örneğin konunun öğrenenle ilişkilendirilmesi, öğrenenlerin özfarkındalığının, kendine güvenlerinin, yaratıcılıklarının ve özdeğerlendirmelerinin desteklenmesi gibi ilkeler oluşturmacılık yaklaşımının da desteklediği ilkelerdir.  

Yabancı dil öğretimi bağlamında, bir dilin dilbilgisi yapılarının ve sözcüklerinin öğrenilmesi o dilin öğrenildiği anlamına gelmez, dil becerisi kazandırmaz. Bunların yanısıra, iletişim becerilerinin gelişmesi, dili işleme ve öğrenme becerilerini geliştirecek stratejilerin geliştirilmesi, dil farkındalığı, dili alımlama ve üretme, bilgi oluşturma, başarılı bir yabancı dil öğretimi için, gerekmektedir. Bu yeti ve beceriler yabancı dil öğrenimi ve öğretimi için çok önemlidir; bunlar öğrenen özerkliği bağlamında değerlendirilebilir. Bu bağlamda, oluşturmacılık yaklaşımı, 80’li yıllarda yabancı dil öğretimine çok büyük etki yapan iletişimsel yöntemin de bir adım ötesine geçmektedir. Dahası öğrenen özerkliği ve öğrenme becerilerinin geliştirilmesiyle de iletişimi ve iletişimsel yöntemi geliştirmektedir. Dahası oluşturmacılık yaklaşımı,  yabancı dil eğitimine önemli yenilikler getirebilir (Rüschoff, b.a.).

Oluşturmacılık, öğrenen ve süreç yönlendirmesi ve öğrenen özerkliği gibi yabancı dil eğitimi bağlamında çok önemli olan kavramları desteklemektedir. Öğrenme, bireysel, etkin, özerk bilgi toplama ve işleme süreci olarak görülmelidir; böyle bir süreçte önceden edinilmiş bilgi ve yeni bilgi arasındaki etkileşim yeni bilginin edinilmesini ve hatta üretilmesine neden olur. Öğrenme, öğrenenlerin etkin bir biçimde eski bilgileri üzerine yeni bilgiyi oluşturdukları bir süreçtir (Bruner, 1990). Dil öğrenimi de öğrenenlerin bağlamlar içinde bilgilerini, verimli bir şekilde, kaynaklar arasında keşfederek oluşturdukları etkileşimsel ve etkin bir süreçtir. Böyle süreç odaklı bir yaklaşım, öğrenenlerin dilbilgisi yapıları ve sözcükler gibi dilsel gerçeklikleri daha iyi anlamalarına yardımcı olur, ayrıca öğrenme becerisi ve farkındalığına katkı sağlar. Öğrenenlere, alıştırmalar ve metinler arasından seçme olanağı tanınmalı, ayrıca neden bu seçimi yaptıkları konusunda da sorgulamaları sağlanmalıdır. Bu şekilde nasıl öğrendiklerinin farkına varmaları desteklenmelidir. Öğrenenlerdeki farkındalığı arttırma oluşturmacılık yaklaşımın önemli bir özelliğidir.

Öğrenenlerin, konuların ve eğitim bağlamının yeni teknolojilerle entegre edilmesi farkındalığı arttıracak bir etki yapabilir. Bilgi teknolojilerinin, öğrenenlerin zihinsel kapasiteleri üzerine önemli etkileri vardır, bunlar sadece bilgi yapıları üzerinde değil bilişsel etkinlere de etki ederler (Rüschoff, a.g.e.). Yabancı dil eğitiminde de iletişimsel yeti, dilsel, öğrenme ve stratejik düzeyler konusundaki farkındalık geliştirilmelidir. Bilişsel araçlar, başkaları tarafından önceden düzenlenmiş bilgilerin içselleştirilmesi yerine öğrenenlere bilgiyi kendilerinin oluşturması ve yaratması gücünü verir, öğrenenlerin düşünme şekillerini tanımalarına destek olurlar. Öğrenenlerin nasıl düşündüklerini tanımaları için öğretim süreci içinde, gerçek bağlamlar içinde, onlara anlamlı gelecek etkinlikler ve sorunlar sağlanmalıdır (Jonassen, 2003).

Yabancı dilin kültürüyle olan fiziksel uzaklıklar teknoloji yardımıyla yakınlaştırılabilir. Televizyon, VCR, CD, bilgisayar ve İnternet bu konuda kullanılabilecek araçlardır. Öğrenenlerin gerçek dilin kullanıldığı konuşma odalarına, tartışma forumlarına yönlendirmek öğrenenlerin gerçek dille ilişki kurmalarına yardımcı olabilir. Bilgi toplama, geliştirme ve üretme için İnternet siteleri ve sayfalarından yararlanmak hızlı, etkili ve verimli bir çalışma olabilir. İnternet’te gezinme daha sonra sınıf içinde bunların tartışılması öğrenenlerin dünya görüşünü, bilgi kaynaklarına hızlı ve etkili bir biçimde ulaşmasına yardım eder, ayrıca bunların verimli bir biçimde kullanılmasına yardımcı olabilir. İnternet’teki zengin görsel ve sesli içerik yabancı dil derslerinde ucuz ve hızlı bir biçimde yararlanılmasına olanak sağlar. Bazı İnternet sitelerinde bazı görevleri yerine getirmeleri, örneğin kayıt olma, etkinliklere katılma, dünyanın çeşitli yerlerindeki kişilerle oyunlar oynama öğrenenlere dili gerçek durumlarda kullanabilme fırsatını da yaratır. Buna ek olarak, sınıf için projelerini Powerpoint sunumları şeklinde hazırlamaları, öğrenenlere kendi düşünceleri ve düşünme yolları üzerinde görüşler kazandırır, ayrıca kendi düşüncelerini planlayabilme ve bunun farkında olabilme özelliğini de katacaktır.

Oluşturmacılığa göre farkındalığı sağlamanın bir diğer yolu da kultürlerarası farkındalığın geliştirilmesi ve öğrenenlere diğer kültürden gerçek metinler ve filmler aracılığıyla diğer kültür konusundaki bilgisini nasıl oluşturduğunu sorgulaması aracılığıyla yapılabilir. Yabancı dilin kültürüyle gerçek ilişkiler kurabilir. Bu şekilde öğrenen dünyaya nasıl anlam verdiğini ve bu bilgiyi nasıl oluşturduğu sürecini yaşayıp sorgulayarak kendi ile ilgili daha yüksek bir bilince ulaşmış olur. Bu da daha sonraki süreçlerde ve etkinliklerde daha etkin olarak ve daha bilinçli olarak katılmasını sağlayabilir. Farkındalığın sağlanması için öncelikle öğretenin bazı gerçeklikleri öğrenenlerin dikkatine sunması gerekir, dikkat kavramı öğrenenlerin önemli kavramlara ilgisini yoğunlaştırır. Öğrenenlerin etkinliklere bilinçli olarak katılabilmesine yardımcı olur. Dil öğrenme diğer konuların öğrenilmesinden farklı bir olaydır; yeni bir dil öğrenme başka bir toplumun özelliklerini öğrenmeyi içerdiğinden farklıdır (Williams & Burden, a.g.e., s. 115.).

Oluşturmacılık çerçevesinde yabancı dil eğitimi, öğrenen ve öğretenlerin sürekli olarak kendilerini gözlemledikleri ve değerlendirdikleri bir süreçtir. Bu süreçte öğrenenler ve öğretenler kendi düşüncelerini ve davranışlarını etkileyip oluşturan etkenlerin farkına varırlar. Bu süreçteki amaç, sürece katılanların kendilerini devamlı olarak süreç içinde görmeleri ve incelemeleridir. Bu süreci daha iyi değerlendirmeleri için öğrenenler ve öğretenler yaptıkların kaydını tutmalı, ve bunları değerlendirmelidirler. Öğretenler, sınıflarında yaptıkları etkinlikleri, kullandıkları araç-gereçleri, ders planlarını, ödevleri, süreçle ilgili düşündüklerini ve sonuçlarını biriktirebilirler, bu şekilde de kendilerini ve yaşadıkları süreci somut verilerle değerlendirmiş olurlar. Öğrenenler de yaptıkları çalışmalar ve süreç içerisinde yaptıkları ödevleri ve ürettiklerini toplayabilirler, bu şekilde kendilerini ve başarılarını, nerden nereye geldiklerini daha kolay değerlendirebilirler. Buna portfolio yaratmak olarak da bakılabilir.

Öğrenenler kendileri ders dışında arkadaşlarıyla birlikte etkinlikler düzenleyebilir, birlikte çalışabilir ve sonuçlarını ders içinde paylaşabilir. Bu şekilde, öğrenenin kendi öğrenme sürecinin sorumluluğunu alması desteklenmelidir. Oluşturmacılık bağlamında yabancı dil öğrenme, öğrenenin kendiliğinden harekete geçen bilgi üreticisinin – oluşturucusunun eylemidir. Yabancı dil öğreteninin de bu süreci gerçek ve karmaşık araç-gereçler üzerine öğrenenlerin dikkatlerini, birlikte çalışmaya, yöneltmesi ile desteklemesi gerekir. Bu şekilde yabancı olan dili, temsil ettiği kültürü ve yabancı yönlerini öğrenene yakınlaştırmış ve daha tanıdık bir hale getirmiş olur. Öğrenenler, önceden hazırlanmış ünitelerle öğrenmek yerine gerçek araç-gereçlerle gerçek dünyada karşılaşabilecekleri gibi doğrudan ilişki kurmuş olurlar. Buna ek olarak öğreten, öğrenenlerin kendi özerkliklerini ve araç-gereç üzerindeki kontrollerini de desteklemiş olur.

Abdullah’a (1998) göre öğrenme etkinliği olabildiğince çok gerçek bağlamların içinde olmalı ve gerçek dünyadaki düşünme biçimlerini yansıtmalıdır. Oluşturmacılığa göre öğrenenlerin kural ve sözcük listeleri ezberlemesi yerine, gerçek bağlamlar içinde dilin kullanılma durumlarıyla ilgili anlayış geliştirmeleri daha verimli bir yabancı dil öğrenimini destekleyecektir. Öğretmenler, sınıflarında gerçek dil sorunları üreterek ve bunları öğrenenlerin çözmesine ön ayak olarak sınıf ortamının soyut havasını gerçek dünyaya yakınlaştırmış olurlar. Yaratılan bu sorunların tam ve tek bir cevabı bulunmaz, gerçek dünyanın karmaşık sorunlarını yansıtırlar ve öğrenenleri buna hazırlarlar. Öğrenenleri, bilgi kaynaklarından yararlanmaya yönlendirir, birlikte çalışmayı destekler, bir çok alandan ve açıdan bakmayı gerektirir. Gerçek dünyada olduğu gibi araştırma ve belirli bir zaman kullanımını gerektirmeli, öğrenenlerin birden çok sonuç ve cevap üretmelerine olanak vermeli, fikir ve bilgi paylaşımına yönlendirmelidir. Bu sürecin yaşanması sırasında öğrenenler dinlemeyi ve konuşmayı, amaçlı ve etkili okumayı ve yazmayı doğal bir biçimde öğrenebilirler. Gereksinim duyabilecekleri bilgilere ulaşmayı, bilgi kaynaklarını kullanmayı, kullanmak zorunda olacakları sözcükleri bulmayı, dilin gerçek durumlarda kullanılma çeşitliliğini ve farklı sembolik sistemleri bir arada kullanmayı süreç içinde gerçek durumlarda öğrenmiş olurlar. Kısacası, gerçek dünyada kullanıldığı gibi dille ilgili anlayış oluşturmuş olurlar. (A.e.)

Öğretenlere de bunu destekleme ve bu konuda aracılık etme görevi düşer; soruları ve sorunlarına verilen cevaplarda, Neden, niçin, Ne demek istedin?, Ne kast ediyorsun?, Doğru olduğunu nerden biliyorsun?, Nasıl anladın? gibi sorular aracılığıyla öğrenenlerin düşünme süreçlerini kontrol etmelerini sağlamalıdır. Bu şekilde zorluk yaratarak, neden üreterek, öğrenenlerin kendi düşüncelerini daha sağlam temellendirmelerine yönlendirmeldir. Aynı zamanda, öğrenenlerin kendilerine sorular sormalarına, kendilerini sorgulamalarına, düşünme biçimlerini sorgulamalarına öncülük etmelidir. Öğrenme sürecinde destekleyici olarak öğreten sorgulayıcı olarak, sorgulamaya yönlendirmeli, araştırma ve keşfetme için gerekli olan eleştirel araçları öğrenenlerine göstermelidir.

Öğrenenlere bir sorun ve ya durum verildiğinde onlara bu sorunu ya da durumu çözmek için çalışmak istedikleri bilgi kaynaklarını, kişileri, araç-gereçleri planlama ve seçme zamanı tanınmalıdır. Daha sonra öğrenenlerin bu durumu çözme sürecinde yararlandıkları yeni bilgiler ve eski bilgileri arasında bir ilişki kurmaları sağlanmalı, bu sorun konusunda sorular sormaları desteklenmeli, sorular sorarken ve bunlara cevap ararken kendi düşünme şekillerinin farkına varmaları sağlanmalı, daha sonra da neden o şekilde düşündükleri konusunda kendilerini değerlendirmeleri istenir, bu şekilde de kendi anlayışlarını ve yeni bilgilerini oluşturmaları konusunda yardım edilmiş olur. Öğrenenler sürekli olarak bütün sürece etkin olarak katılırlar ve yeni bilgilerini kimseden almadan, diğer öğrenen ve öğretenleri tarafından yardım görerek, kendileri özerk bir şekilde, edinmiş olurlar. Bu süreç içinde öğretenler, öğrenenleriyle olan iletişim ve etkileşimlerinde iyi birer lider, arkadaş ve anlayışlı olmalılar.

Avrupa Topluluğu Eğitim Komisyonu tarafından yabancı dil eğitim politikasını çerçevelendirmek için 2000 yılında yayımladığı Avrupa Ortak Dil Kriterleri öğrenci özerkliğine özellikle değinmektedir. Buna göre Avrupa Ortak Dil Kriterleri iki önemli işlevi vardır: birincisi yabancı dil öğrenenlere, öğrenme deneyimlerinin başarısı için somut bilgiler sağlama; ikincisi de kendilerini daha iyi yansıtabilmeleri ve değerlendirebilmeleri bu şekilde de kendi öğrenmeleri için daha çok sorumluluk alabilmeleri için öğrenmeyi öğrenenler için daha saydam hale getirmek için yardım etmek; böylece öğrenen özerkliğini desteklemek. Öğrenenin kendi kendini değerlendirmesi ve diğerlerinin onu değerlendirmesi birbirlerini desteklemeli, öğrenme, ortaklığa dayanır. Ayrıca hayat boyu öğrenme de öğrenen özerkliğini dolaylı biçimde gerektirir. Avrupa Ortak Dil Kriterleri eylem odaklı bir yaklaşım benimsediğini belirtmekle birlikte dil kullanımı ve öğrenmeyi şöyle tanımlamaktadır (AODK, 2000: 19) :

 

“Dil kullanımı dil öğrenimini de içine alacak şekilde bir dizi yeti, hem genel hem de özellikle iletişimsel dil yetisi, geliştiren bireysel yada topluluk temsilcileri olarak kişilerin yapmış olduğu eylemlerden oluşur. Kişiler, çok çeşitli durumlarda ve çok çeşitli engellerdeki dil süreçlerini içeren dil aktivitelerine katılarak, belirli alanlarda, temalarla ilişkili metinleri yaratmak yada almak için, tamamlanması gereken görevlerin başarılmasında en uygun olan stratejileri harekete geçirerek, çok çeşitli bağlamlarda yetilerini kendi idarelerinde kullanırlar.” 

 

Avrupa Ortak Dil Kriterleri’nin bu tanımında da oluşturmacılık yaklaşımın bir çok özelliği görülür. Örneğin, dil öğrenimi birden çok yeti anlamına gelir, bu oluşturmacılığın kavramların çoklu bakış açısıyla değerlendirmesi gerektiği ilkesinin gereğidir. Metinlerdeki temaları yaratmak, görevlere katılmak, stratejiler kullanmak, çeşitli bağlamlarda bunları uygulayabilmek ve bütün bu sürecin öğrenenlerin kendi idarelerinde olduğu vurgusu oluşturmacılık yaklaşımının ilkelerince belirtilmiştir.  

Williams & Burden’ın (a.g.e.) Rogers’tan alıntıladıkları gibi “eğitilmiş tek insan uyum sağlamayı ve değişmeyi öğrenmiş, hiçbir bilginin güvenli olamayacağının farkına varmış olandır. Sadece bilgi arama süreci güven sağlayabilir.” Ayrıca, Feuerstein’e göre insanların bilişsel yapıları sürekli değiştirilebilir, insanlar hayatları boyunca bilişsel kapasitelerini geliştirebilirler. Bunu da bilişsel haritalar yardımıyla yaparlar. Öğreten, öğrenen, etkinlikler ve bağlam etkin ve sürekli olarak eğitim süreci içinde etkileşim içindedirler. Öğreten, öğrenen ve etkinlikler etkin bir dengelenme sürecindedirler (a.e., s. 41-43.).

 Oluşturmacılık ilkeleri çerçevesinde öğretmenler için konu ve onun sunulma şekli kendisinin bir parçasıdır. Bundan dolayı öğretmenler için önemli olan, kendilerinin düşünme ve dünyaya anlam verme biçimlerinin, eğitimle ilgili görüşlerinin, duygu ve düşüncelerinin nasıl biçimlendiğinin daha çok farkına varmalarıdır. Aynı zamanda, kendilerinin de öğrenenleri ve dil kullanımlarından, eylemleri ve etkileşimlerinden oluştuklarının farkında olmaları gerekir. Öğretmenler kendileri, eğitim ve öğrenenleri ile ilgili görüşleri onların davranışlarını da oluşturmaktadır. Öğretenler, öğrenenleri nasıl görürlerse eğitim sürecindeki davranışları da o yolda biçimlenmektedir (a.e., s. 53-57).

Von Glasersfeld’e (1996) göre oluşturmacılığı sınıfa getirmenin en iyi yolu konuları, kavramları ve etkinlikleri sınıf içinde sunarken onları karşılıklı konuşma içinde keşfedildiği sorunlar şeklinde sunmaktır. Bu öğretmenin yönlendirme işlevidir. Bu süreç içinde öğretmenler aracılık yaparlar. Etkin öğretme için  Williams & Burden (1997) Rosenshine ve Furst (1973) ve Brown ve McIntyre’den (1992) şu ilkleri alıntılarlar:

 

Oluşturmacılığa göre öğretenlerin önemli bir görevi de öğrenenleri öğrenmek için güdülemeleridir. Güdüleme önemli bir kavramdır. Güdülenme içsel ya da dışsaldır. Güleme, oluşturmacılık bağlamında, toplumsal bağlam içinde bir şeyi yapmak için sebepler bulma, bu şeyi yapmak için karar vermek, ve bu şeyi yapmak için çaba göstermeye devam etme (a.e., s. 121.).

 

İçsel Etkenler:

 

·       Etkinlikle ilgili içsel ilgi

·       Etkinliğin birey için değeri

·       Duygusal durum

·       Yetkinlik

·       Bireyin kendi ile ilgili görüşü

·       Tutumları

·       Diğer duyuşsal durumlar

·       Gelişimsel yaş ve durum

·       Cinsiyet

 

Dışsal Etkenler:

·       Önemli kişiler

·       Diğer kişilerle ilişki

·       Öğrenme ortamı

·       Genel bağlam (a.e., s. 138-140.)

 

Öğretmen’in öğrenenleri başaralı bir şekilde güdülemesi için:

 

·       Güdülemenin karmaşık olduğunun farkında olmalı

·       Güdülemenin yerleştirilmesi ve devam ettirilmesinin farkında olmalı

·       Etkinliklerin ne amaçla yapıldığını öğrenenlerle tartışmalı

·       Dili öğrenme sürecinde öğrenenlere seçim yapma fırsatı vermeli

·       Öğrenenlere dil öğrenme amaçları belirlemesine olanak sağlamalı

·       Öğrenenleri bireyler olarak kabul etmeli

·       Öğrenenlerin kendilerine güven duymalarını sağlamalı

·       Öğrenenlerdeki içsel görüşlerini geliştirmeli

·       Öğrenenlerde yetkinlik odaklı bir tarzın geliştirilmesine yardım etmeli

·       İçsel güdülenmeyi sağlamalı

·       Destekleyici bir öğrenme ortamı yaratmalı

·       Bilgi içeren geribildirimler vermeli (a.e., s. 141-142.)

 

Geribildirim başarı ve güdülenmeyi besler, geribildirim ne kadar bilgi içerirse öğrenen için o kadar etkilidir. Geribildirim değerlendirme için yapılmamalıdır. Geribildirimi övgü ve ödüller şeklinde yapmak öğrenenlerin gelecekte de bunların gelebileceği beklentisini yaratır, böylece öğrenenin gelecekte davranışta bulunmak için dışarıdaki diğer insanların değerlendirmelerinin davranışın kendisinden daha önemli olduğu duygusunu pekiştirecektir. Övgü ya da ödül, öğrenenlerin etkinlere katılmasının başkalarının elinde ve kendi kontrollerinin dışında olduğu  düşüncesini yaratır, böylece de içsel güdülenmelerini azaltır (a.e., s. 136.).

Öğrenme stratejilerinin öğretimi ve bunların farkına varılması sağlanmalı, oluşturmacı yabancı dil sınıflarında bilişsel ve bilişötesi stratejiler geliştirmelidir. Bu stratejiler amaçlı ve hedef odaklıdır. Öğrenmeyi öğrenme olarak nitelendirilebilirler (Williams & Burden, 1997; Eggen & Kauchak, 2001). Bu stratejilerin farkında olan öğrenen, kendi öğrenme yollarını kendi oluşturan öğrenen eğitim süresince daha özerk ve farkında olabilir, ayrıca etkinliklere katılma bağlamında kendiliğinden harekete geçebilir.

Yabancı dil öğretimi bağlamında baktığımızda oluşturmacılık yaklaşımının birden fazla yönü olduğunu görürüz. Bunlar yabancı dil öğretiminde eylem, öğrenen, süreç odaklılık ve bütüncül bir dil deneyimi şeklinde özetlenebilirler. Eylem odaklılık işbirlikçi öğrenmeyi, sınıf için etkinliklere etkin katılımı ve öğretimin sorgulanması kavramlarını da beraberinde getirmektedir. Öğrenen odaklılık da öğrenimin bireyselleşmesini ve öğrenenin özerkleşmesini vurgular. Süreç odaklılık ise öğrenme, dil ve kültürler arası farkındalığı gerektirmektedir. Bütüncül dil deneyimi ise içerik odaklılığını, gerçek ve karmaşık öğrenme ortamlarını sunmaktadır.

Oluşturmacı yabancı dil eğitiminin ilkeleri aşağıdaki tabloda verilmiştir:

 

Eylem odaklılık

·        İşbirlikçi öğrenme

·        Sınıf içi etkinliklerde yaratıcılık

·        Projeler yoluyla öğrenme

·        Öğrenen odaklı öğrenme: öğreterek öğrenme

Öğrenen odaklılık

·        Öğrenimin bireyselleştirilmesi

·        Öğrenen özerkliği

Süreç odaklı farkındalık

·        Öğrenme farkındalığı

·        Dil farkındalığı

·        Kültürlerarası farkındalık

Bütüncül dil deneyimi

·        İçerik odaklılık

·        Gerçek ve karmaşık dil öğrenme ortamı

Tablo 2. Oluşturmacı Yabancı Dil Öğretiminin İlkeleri (Reinfried, 2000)

 

3.1. Oluşturmacılık ve Yabancı Dil Dersleri

Öncelikle, görev ve etkinlikler oluşturmacılık çerçevesinde, öğrenme için doğal ortam olarak nitelendirilebilir. Bu doğal ortamda yabancı dil becerileri geliştirilir. Öğrenenlerin bu ortama önceden hangi becerileri getireceğini tahmin etmek kolay değildir, dolayısıyla öğrenimin ne yönde gelişeceği o ana, öğreten ve öğrenenin ilişkisine, öğrenenin konuyla ve etkinlikle olan duygusal bağına bağlıdır. Ancak bu belirsizlik anlam oluşturma çabasındaki öğrenen ve öğretmen için gerçek bir sorun ve gerçek öğrenme için olanak sağlar. Gerçek dil öğrenimi için verimli bir araç olarak kullanılabilir. Bu belirszilik öğrenenler için bazı gereksinimler ortaya çıkarabilir,öğreten de bunlara destek vermek durumunda kalabilir; bu da öğretmen ve öğrenen için dili doğal ve anlamlı olarak kullanabilecekleri bir durum yaratır. Bu gereksinimler, dünyayı, diğerlerini ve  genel kavramları anlama gibi  bilişsel de olabilir.

Oluşturmacı yabancı dil sınıflarında görevlerin yerine getirilmesi için çok çeşitli özellikler gerektirebilir. Bu özellikler bilişsel, dilsel, etkileşimsel, üstdilsel, fiziksel ve etkin katılım gerektirebilir. Bu görevlerin yerine getirilmesi sırasında bazı bölümlerde anadilden de yararlanılabilir. Ancak görevin en önemli niteliği öğrenenlerin yapılardan çok anlam ve anlam verme üzerinde yoğunlaşmalarıdır. Öğretmenin ve öğrenenlerin temel hedefleri dil ve dil üzerinde düşünme şeklinde olmalıdır. Bu görevler, öğrenenlerin toplumsal, fiziksel, deneyimselve düşünsel gelişimlerine uygun olmaldır. Bütünlük, devamlılık, anlam ve hedef üzerinde yoğunlaşma, başı-sonu belirli, ve öğrenenin etkin bir biçimde katılımını sağlaması bu görevlerin özelliklerindendir.

Bu görevler, konuşma becerisini geliştirmek için kullanılabilir. Konuşma becerilerinde de anlam önde gelmelidir. Genel kavramlar, nesnelerin diğer nesnelerle ve kişilerle olan ilişkileri gibi konular konuşma becerilerinin geliştirilmesinde kullanılabilir. Konuşma dili aynı zamanda diğer öğrenmeler için de temel oluşturur. Konuşma becerisinin gelişmesi, söylemsel bazı becerilerin de gelişmesine olanak sağlar, böylece etkin bilgi oluşturma ve diğer tür etkinliklere etkin katılımın sağlanması konusunda katkı sağlar. Söylemin farkına varan öğrenenler, dilin bağlamlar içinde kullanıldığı konusundaki bilincini daha rahat geliştirebilir, bu da dilin işlevsel olarak kullanılması konusunda ona yardımcı olur. Oluşturmacı yaklaşımda öğretmenin amacı öğrenenlerin olabildiği kadar yabancı dili gerçek durumlarda gerçek amaçlar için kullanmalarıdır. Söylem ve dilin işlevlerinin farkında olan öğrenenler karşılıklı konuşmalarda daha rahat olacaklardır, ayrıca konuşmaları uzatma ve ya kısaltmak için işlevsel olarak karar verebileceklerdir. Ayrıca bu onların, diğer insanların düşüncelerinin farkına varmasını da sağlayabilir. Bu da sınıf içi ve toplumsal iletişimlerini geliştirebilir.

Dahası, metinsel söylemlerin farkına varmaları öğrenenlerin yabancı dilde okuma becerilerini de geliştirecektir. Çeşitli anlatılar, tanımlamalar, tasvirler, yönlendirmeler, fikirler söylemsel özelliklere sahip bazı iletişim türlerdir. Öğrenenler daha küçük bağlam bölümlerinden daha geniş bağlamların anlayışını geliştirebilirler, ayrıca bazı ip uçlarından iletişimi ve anlamalarını devam ettirebileceklerinin bilgisinin öğrenenlere yerleştirilmesi, öğrendikleri dilsel yapılar ve sözcüklerin çok çeşitli bağlamlarda kullanılabilir olduğunun da gösterilmesi gerekir. Yabancı dilin söylemsel özelliklerini öğrenmek için öğrenenler, dilin çok çeşitli durumlarda nasıl kullanıldığını filmler ve çeşitli programlar aracılığıyla izleyebilirler ve ya dinleyebilirler, çok kullanılan günlük dil cümleleri, yapıları ve sözcükleri doğrudan verilebilir; öğretmenin kullandığı dil örnekleyici olabilir, ayrıca bu özel ve yönlendirici sınıf dili süreç içinde öğretmen ve öğrenen tarafından geliştirilebilir. Öğretmenin dil kullanımı önemli yapılar çerçevesinde oluşturulabilir, öğreten ve öğrenen arasında özel bir iletişim geliştirebilir, süreç içinde yapılar ve sözcükler değiştirilerek zorlaştırılabilir.

Çok erken yaşlardan itibaren insanlar sözcükler için kendi öznel anlamlarını oluşturular. Herkes için ortak olan sözcük ve kavramlar konusunda bile hepimizin kendine ait özel göndergeleri vardır. Oluşturmacılık kuramı da bu düşünceyi desteklemektedir. Sözcükler nesneleri simgeleştirirler, sözcükler sayesinde dilbilgisi yapıları kullanılabilir hale gelebilir. Sözcüklerin öğrenilmesi yeni bilgilerin oluşturulması ve yeni öğrenme için basamak oluşturur. Yabancı dil öğrenimi sürecinde sözcüklerle sürekli karşılaşılır, bunlara zaman ilerledikçe yeni yeni anlamlar eklenebilir, farklı bağlamlarda ve durumlarda farklı anlamlarda işlevsel bir biçimde kullanılması sözcüklerin dil üretim ve anlam vermek için çok önemli olduklarını göstermektedir. Sözcük bilgisinin artması, öğrenenlerdeki kavramsal bilginin arttığına işarettir. Sözcükler kültürel bilgiyi de en yoğun olarak taşıyan dil etmenleridir. Sözcükler kültürel işaretlerdir. Sözcükler, yabancı dilin günlük yaşamını sembolize eder. Sözcükler arasındaki tematik ilişkiler ve onların sınıflandırılması öğrenilmelerini kolaylaştırır.

Sözcükler içerik ve işlevsel sözcükler olarak ikiye ayrılabilir, ilk sınıftakiler anlamları taşıyanlardır, ikinci sınıftakiler ise anlam taşıyan sözcüklerin nasıl dizileceğini gösteren işlevsel sözcüklerdir. İşlevsel sözcükler süreç içinde, anlamlı bağlamlar içinde, çeşitli durumlarda dilin kullanılmasıyla öğrenilebilirler. Günlük dilde çok kullanılırlar. İçerik sözcükleri ise konuşmalar, metinler aracılığıyla daha planlı bir şekilde öğrenilebilir. Sözcükler hakkında düşünebilmek onların öğrenilmesi için iyi bir yoldur, bu aynı zamanda öğrenenlerin kendi düşünme yolları üzerinde düşünebilmelerini de sağlar. Bütün parça ilişkileri içinde, sınıflandırmalar yoluyla sözcükler hatırlanabilir, sık kullanımla da etkin olarak bilinebilir duruma getirlebilir. Benzerliklerden yararlanma, eş anlamlılık ve zıt anlamlılık gibi sözcüklerin özellikleri de öğrenilmeleri için kolaylık sağlayabilir.

Dilbilgisi yapılarının öğrenilmesi için oluşturmacılık kuramı, söylem ve bağlam kavramlarından kopulmaması gerektiği düşüncesindendir (Bkz. Cameron, 2001). Dilbilgisi yapıları, bağlamlar içinde, süreçler içinde öğrenilmelidir. Oluşturmacılığa göre bu yapılar, bağlamlar içindeki anlamları ve sözcükleri sıkı bir biçimde birbirine bağlamaktadır. Yabancı dil eğitimi dilbilgisinin teknik ve soyut adları kullanılmadan gerçek görevler içinde yapılmalıdır. Öğrenenler, anlamlı cümleler ve fikirler üretebilmek için bu yapıları etkin bir biçimde kendi zihninde oluşturmalıdır. Oluşturmacılığa göre bir dilin yapıları bilişsel süreçler yoluyla oluşturulur. Ancak bu oluşturma düzlemsel değil döngüseldir. Bir yapının kullanımı diğerine bağımlı değildir. Hiç biri diğerinden daha önemli ya da zor değildir. Dilbilgisi yapılarının zihinde oluşturulması aşamasında öğrenenin bu tür etkinliklere etkin olarak katılımı gerekmektedir. Öğrenen bu amaç için hazır bulunmalıdır, dikkati bu yönde olmaldır. Öğrenme süreci, bu nedenle, öğrenen için anlamlı ve ilginç olmalıdır. Yabancı dil etkinliklerinin yapılması sırasında sınıfın içinde bulunacağı hava ve toplumsal ilişkiler ağı da önemlidir. Söylemden dilbilgisi kuralları ve yapılarına doğru bir öğretim süreci öğrenen için daha rahat ve verimli bir öğrenme durumu demektir. Dilbilgisi kurallarının öğretimi dinleme, okuma, şarkı söyleme, farkına varma, sunuş, gerçek araç-gereç kullanımı, drama ve oyuncak kullanımı gibi diğer etkinlikler içinde yapılmalıdır. Böylece soyut kurallar yerine gerçek etkinlik ve eylemler yoluyla edinilmiş olurlar. Bilgi paylaşımlı, bilgi yarışmaları, bilgi araştırmaları ve sormacaları yoluyla da dilbilgisi kuralları öğretilebilir. Bu etkinlikleri oluşturma aşamasında en önemli nokta, bunların öğrenenin sürekli olarak düşünebileceği, kendini değerlendirebileceği, seçebileği, diğerleriyle paylaşabileceği, kendi için öğrenebileceği olanakların yaratılmasıdır. Böylece, oluşturmacılık kuramının öğrenmenin bireysel ve özerk bir eylem olduğu ilkesi vurgulanmış olur. Oluşturmacılık ilkelerine göre yabancı dili öğretenler dilbilgisi kuralları ve yapılarının görevler, etkinlikler, masallar, hikayeler, şarkılar, şiirler ve sınıf için konuşmada yer aldığını görür, bunları öne çıkarmak ve anlamlı çalışmalara çevirmek için çeşitli etkinlikler yapabilir.            

Masallar, hikayeler ve çeşitli anlatılar yoluyla yabancı dil öğretmek oluşturmacılık kuramı çerçevesinde desteklenen bir etkinliktir. Anlatılarda konusal ve zamansal ilişkiler gerçek dilde olduğu gibi simgeleştirilir. Anlatılar, aynı zamanda, öğrenenlerin hedef dilin kültürünü yansıttığından öğrenenin hedef dilin kültürünün bilgisini edinmesini ve hedef dilde toplumsallaşmasını sağlayabilir. Anlatılırda olayların yapısal ve zamansal ilişkileri, kişilerarası ilişkiler, kişilerin çevreleriyle ilişkileri ve dilin gerçek bağlamlarda kullanılması çok zengin olarak bulunur. Dilin öğrenilmesi için bütüncül bir yaklaşım verirler, zengin bir düşünsel ve hayali dünya sunarlar, yaratıcı dil kullanımı için örnek oluştururlar, birden çok açılardan değerlendirilebilecek olayları içerirler, her öğrenenin herhangi bir tarafıyla bireysel olarak ilgilenebileceği bir dünya sunarlar. Hikayeler, sınıf içine gerçek dünyayı ve onun dilini getirirler, etkinliklerin bunların çerçevesinde oluşturulmasına olanak verirler. Öğrenenler de kendi düşüncelerini ve hedef kültürle ilgili bilgilerini, yabancı dille ilgili bilgilerini oluşturabilme, günlük dil yaratma ve zengin ve çeşitli sözcük kaynağı yaratma olanağını verirler. Anlatılar konuşma, dinleme, okuma, yazma, oynama becerilerinin tamamına entegre edilebilirler. Anlatılardaki söylemsel yapılar, zamansal ilişkiler, iyilik-kötülük, başarı-başarısızlık-zenginlik-yoksulluk, çalışmak-çalışmamak  gibi genel kavramlar öğrenenin gerçek dünyayı anlaması ve gerçek dünyadaki ilişkileri sorgulaması için zengin kaynaklar yaratır. Yabancı dilin kültürüyle kendi kültürünü karşılaştırma olanağını verirler, bu açıdan da öğrenenin kendini ve kültürünü daha iyi tanımasına, kendini ve kültürünü sorgulamasına neden olurlar, öğrenenin dünyanın diğer yerlerindeki insanları, onların davranışlarını, yaşayışlarını, gelenek-göreneklerini tanımasını sağlarlar. Öğrenenin kendisini oluşturan etkenleri ve kendi düşünüş şeklini daha saydam bir biçimde görmesine yardımcı olabilir. Diğer kültürlerin dilsel yaratılarını ve kendi dilinin özelliklerini ve kültürel değerlerini daha yakından tanır. Bunun için öğretenin de bunun farkında olması gerekir. Anlatılardaki, parallelikler, zengin sözcük kullanımları, benzetmeler, metinlerarasılık, çelişkiler öğrenen için çözülmesi gereken gerçek sorunlar yaratabilir. Dinleme, rol yapma, hikaye anlatma, anlatılardaki bağlamların başka bağlamlarla birleştirilmesi, amaçlı ve dikkatli okuma, anlatılardan durumların kullanılması gibi etkinlikler yoluyla anlatılar oluşturmacı yabancı dil öğretimi için zengin bir kaynak yaratabilir( Bkz. Bruner, 2003; Cameron, 2001).

Konu odaklı öğretme ve öğrenme de yine oluşturmacılık kuramı çerçevesinde yabancı dil öğretimine önerilebilecek uygulamalrdan biridir. Konuların içeriklerinin çeşitliliği öğrenenlere çoklu görüş açıları ve bunlar arasındaki ilişkileri getirebilir. Bu konular öğrenen ve öğreten arasında da ilişki yaratır. Ayrıca konu odaklı öğretimde, öğrenenler konularda tanıtılan kavramların birbiriyle olan ilişkilerini genel kavramlar çerçevesinde şemalar yoluyla simgeleştirebilirler, bu da öğrenenlerin kendi düşüncelerini de bu yönde şemalalarla gösterebilmelerine yardımcı olur. Bu şekilde, öğrenenler kendi düşünce yolarını saydım bir biçimde görebilirler, dahası sahip oldukları kavramlarla yeni karşılaştıkları kavramları ilişkilendirebilirler. Çeşitli konular üzerinde eleştirel ve yaratıcı düşünme becerilerini sınayabilirler, düşünme sürecini yaşayarak gerçek yaşamlarında da kullanabilecekleri becerileri sınıf içinde geliştirmiş olurlar. Çeşitli dil becerileri konular odağında geliştirilebilir. Bu da konu odaklı eğitimle oluşturmacılık ilkeleri doğrultusunda eğitim verilebileceğini örnekler, zira bu şekilde dilin bütüncül bir biçimde, parçalara ayrılmadan öğretilebileceği çıkarılabilir. Bu öğretim biçiminde konu seçmek, içeriğin ve onunla ilgili dil etkinliklerini planlanması oluşturmacılık kuramı çerçevesinde izlenebilecek bir yoldur. Konular odağında sözcükler, iletişimsel ve düşünsel beceriler geliştirilebilir. 

Oluşturmacılık yaklaşımı ilkeleri doğrultusunda, yabancı dil sınıflarında yapılacak öğrenen değerlendirmesi öğrenme süreci içinde yapılmalıdır. Değerlendirme, yeni öğrenmeler için bir fırsat olarak görülmelidir. Değerlendirme için öncelikle öğrenme süreci içindeki etkinliklere katılım ve yapılacak görevlerin sonuçlandırılması gibi ilkeler belirlenmelidir. Değerlendirme ilkeleri ve bunların nasıl gerçekleştirileceği açık bir şekilde öğrenenlere öğrenme süreci başında verilmelidir. Değerlendirme sürecine öğrenen de kendini değerlendirerek katılabilir, buna ek olarak diğerlerini ve gerçek bir topluluk olan sınıftaki diğer öğrenenleri de değrlendirebilir. Değerlendirme ilkleri öğrenenlerle birlikte sorgulanarak oluştururulabilir. Değerlendirme ilkeleri öğrenenlerin yardımıyla hazırlanabilir, öğrenenlerin kendi özdeğerlendirmelerinden çıkan sonuçlar da değerlendirme ilklererinin oluşturulması için kullanılabilir. Değerlendirme için birden çok ve olabildiği kadar çok açıdan ilke belirlenmelidir. Böylece bütün süreci oluşturan öğeler değerlendirmiş olur.

 

İçindekiler          1. Bölüm          2. Bölüm          3. Bölüm          4. Bölüm          Bibliografya/Kaynakça

 

Tuncer Can

 

Home / ELT Materials / Coursebook Reports / Learn Turkish / Comics / ELT Conferences / Private Lessons / Online Translation / Links /