By İpek Serengil
GLOBAL POLİTİKA VE GÜNEYDOĞU ASYA
İlk taşı kim attı, veya ilk balta ne zaman savruldu, kan akmaya ne zaman başladı bilinmez. Bilinen tek gerçek ilk günden bugüne savaşların durmadığı, medeniyetin gelişmesiyle daha büyük daha kanlı bir hale geldiğidir. Sonsuza dek sürecek ve medeniyetle beslenen veba zaman içinde farklı boyutlara taşındı. Binlerce kişilik ordular, önce oklar, sonra toplar ve tüfekler, en sonunda atom bombası...
Dünyanın sorunsuz bir köşesinin olmadığı açık bir gerçek. Ülkeler arası sıcak savaşlar genel niteliklerini yitireli elli yıldan fazla zaman geçti, soğuk savaş döneminin de artık kapandığı düşünülüyor. Savaşlar artık bölgesel ve küçük çatışmalar halinde sürüyor. Global politikaya ters düşen durumlarda tüm dünya bir araya geliyor, ve müdahaleyle sona erdiriliyor. Savaş bitmedi, birkaç yıl önce Bosna’da aynı kökten gelen çocukluk arkadaşları birbirlerini öldürdü. Çeçenistan’ da özgürlük arzusu kanla ödeniyor. Bütün bunlar tüm dünyanın pek iyi bildiği ancak vahşete dönüşen dost kavgaları. Çeçenlerle Ruslar dosttu, Boşnaklarla Sırplar da. Defalarca çatışmış olan Hintlilerle, Pakistanlılarda elli beş yıl önce aynı uzak ülkenin farklı dinden ama aynı büyük atadan doğan çocuklarıydı. İngiliz sömürgesinden kurtulmak için yıllarca birlikte çaba harcadılar, aralarında ne ırk, ne kültür farkı vardı; sadece din farkı... Hindistan’da bağımsızlık çabaları için iki ayrı parti kuruldu: Kongre Partisi ve Müslümanlar Birliği. Amaç birdi “bağımsızlık”. 1947 yılında bağımsızlık geldi, ama artık iki ayrı devlet vardı tek toprak üzerinde: Hindistan ve Pakistan. Tek bir coğrafyayı ve tek bir milleti bölmek sorunları da getirdi. Pakistan iki bölgeye ayrılıyordu: Doğu Pakistan ve Batı Pakistan. Hindistan’ında çabalarıyla Doğu Pakistan 1967 yılında çatışmaların sonunda Bangladeş adıyla yeni bir devlet haline geldi. Ancak çatışmalar asla bitmedi. Bölünmeden bu yana değişmeyen ve çözülemeyen çok önemli bir sorun vardı: Keşmir Sorunu.
Kitapta önce global sistemin özellikleri ardından Hindistan ve Pakistan’ın kuruluşları, bu ülkelerin kuruluşlarından bugüne nasıl yönetildikleri, çatışmaları, anlaşmaları, silahlanmaları, ideolojileri, değişimleri ve değişmeyen sorunları Keşmir ayrıntılarıyla anlatılıyor.
Aynı kıtada bulunduğumuz bu ülke hakkında sahip olduğum fikirlerin ilk kaynağı E.M. Forster’ın A Passage to India ( Hindistan’da bir Geçit) romanıdır. 1950’den sonraki durumlarıyla ilgili olarak ise ele gelir hiçbir bilgimin olmadığını üzülerek fark ettim bu kitabı okurken. Kitabın yazarı Tayyar Arı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun olduktan sonra akademik çalışmalarını da bu yönde sürdürmüş. Bu kitabında da sorunları daha çok uluslararası platformda sunmuş, ve kişisel görüşlerden kaçınarak sadece gerçekleri yansıtmaya çalışmış.
I. KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Devletlerin davranışları ve politikaları sistemin yapısı tarafından ve bölgesel alt sistemlerdeki gelişmelere göre şekillenir. Devletlerin politikaları dünyanın genel durumuna bakılarak oluşturulur. Sistemin iki kutuplu veya çok kutuplu oluşuna göre devletlerin farklı politika izleyecekleri kabul edilmektedir. İkinci olarak, devletler global sistemin bir üyesiyken aynı zamanda bir veya daha fazla bölgesel alt sistemin bir üyesi olabilmektedir. Örneğin hem Güney Asya hem Orta Doğu alt sistemine dahil edilebilecek olan Pakistan, aynı zamanda global sistemin de üyesidir.
II GLOBAL SİSTEMİN GENEL ÖZELLİKLERİ
1990ların başına kadar iki kutuplu özelliğini koruyan uluslararası sistem, 1989 da Berlin duvarının yıkılmasıyla başlayan ve 1991 de Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla yeni bir görünüm kazanmıştır. Genel kanıya göre yeni sistemin yapısı uluslar arası ve bölgesel güç dengelerinin iç içe girdiği bir özellik göstermektedir.Bu sistem son derece belirsiz, istikrarsız, ancak bir a kadar da dinamiktir.Çağdaş sistemi iki kutuplu eski sistemden ayıran özellikleri belirmenin global düzeni anlamada yararlı olacaktır. İlk olarak yeni sistemde genel bir savaşın istekleri gerçekleştirmede artık kolay ve tercih edilir olmadığı bir dönemdeyiz, çünkü pek çok ülkede nükleer silahlanma hız kazanmıştır. İkinci önemli özellik bu küresel sistemin iç ayrılıkları da beraberinde getirmesidir. Yeni dönemde ultra ulusçuluk hareketleri iç ve bölgesel savaşlara ve bölünmelere yol açmıştır. Artık askeri rekabetin yerini ekonomik rekabet almıştır. Son olarak daha önce ABD ve SSCB’nin elinde bulunan askeri, politik, ve ekonomik etkinlik pek çok ayrı odağa dağılmıştır, elbette bu durumun eskisinden iyi olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur.
GÜNEY ASYA: HİNDİSTAN- PAKİSTAN
Güney Asya bölgesel alt sistemi, coğrafi anlamda Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Nepal, Bhutan ve Sri Lanka’yı kapsamaktadır. Bu bölgeye yakınlığı ve ilişkileri açısından Çin’de bu kapsama alınabilir. Güney Asya ülkelerinin hızlı nüfus artışı, kişi başına düşen milli gelir, gelir dağılımındaki bozukluk, siyasal ve ekonomik istikrarsızlık gibi özellikleriyle, birer az gelişmiş güney ülkeleri olmaları ve içsel yapılarındaki zayıflık nedeniyle dış desteğe gereksinim duymaları global güçlerin bölgeye sık sık müdahale etmesine zemin hazırlamıştır. Bu bölgenin bir diğer özelliği buradaki ülkelerin arasında bir ortak ekonomik, politik, askeri mekanizmanın oluşturulamamış olmasıdır.
Hindistan alt kıtası olarak da bilinen bölge ülkeleri İngiltere’ye karşı verilen uzun mücadelenin sonunda bağımsızlıklarını kazanmışlardır. 1947 yılında Hindistan ve Pakistan ayrı devletler olarak bölünmüşlerdi. Nepal 1923te, Sri lanka 1948’de, Bhutan 1949’da bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Bangladeş’te Hindistan’ın baskı ve ayrılıkçı faaliyetleri sonucunda 1971’de Pakistan’ın bölünmesiyle ayrı bir devlet olarak ortaya çıkmıştır.
İngilizlerin Hindistan’a yerleşmeleri 1761’de başlamıştır. Bu tarihten sonra Güney Asya pek çok ülkeye bölünene kadar İngiliz denetimindeydi. 1885 yılında Kongre Partisi ve 1906’da Müslümanlar Konseyi adı altında iki organizasyon ortaya çıktı, bunun sonucunda yıllar süren mücadele Hindistan bağımsızlığını hedeflerken iki ayrı ülke yaratıldı; aynı millet ve aynı kültürün farklı dinden çocukları bir arada yaşayamazdı. Ancak bölünme sorunları çözmedi. Bu iki ülke yıllar süren iç çatışmaların ve sınır çatışmalarının merkezi oldu, bugünde Hindistan ve Pakistan arasındaki sorunlar çözülemedi. Gerginliklerin sonuçlarından biri Hindistan desteğiyle, bir zamanlar Doğu Pakistan olarak bilinen bölge 1971 yılında Bangladeş olarak ortaya çıktı. Diğer bir sorun olan Keşmir’in durumu ise yıllardır çatışma ve gerginlikleri getiren önemli bir sorundur.
İki ülkenin özelliklerini genel olarak belirledikten sonra Keşmir sorunu üzerine gitmek gerekiyor.
KEŞMİR SORUNU
Bağımsızlıkla beraber, büyük ölçüde dini nedenlerden kaynaklanan ayrılma ve bunun yol açtığı 1947 Hindistan- Pakistan çatışması bir yana, ilerleyen yıllarda bu iki devlet arasındaki ilişkilerde bölgesel ve uluslar arası sistemde meydana gelen gelişmelerin son derece etkili olduğu gözlenmektedir. 1950lili yıllarda Soğuk Savaşın bir ürünü olan Keşmir, tüm Güney Asya bölgesinde SSCB ve ABD açısından stratejik bir öneme sahip olmuş ve savaş sonrasının iki kutuplu yapısı bölgeye özellikleriyle yansımıştır. Bu bağlamda 1962 Çin- Hindistan ve 1965 Pakistan- Hindistan çatışmalarında bölge uluslar arası sistemin önemli bir kriz alanı haline gelerek Doğu-Batı arasındaki çatışma ve yumuşamaya dönük tüm hareketleri anında yansıtan bir görünüme sahip olmuştur.
Bölge ülkeleriyle Süper devletler arasındaki ilişkilerin genel görüntüsü tüm az gelişmiş ülkeler için söz konusu olan bir ortak özelliği olduğu gibi yansıtmaktadır. Diğer bir deyişle, bölge ülkelerinin dış politikalarında “bağımlılık” ilişkisinin etkileri sürekli görülmekte ve bu devletlerin stratejik değerlerini belirleyen temel öğe her zaman süper devletlerin bölgesel politikalarında oynadıkları rol olmaktadır.
Bu bağlamda Hindistan ve Pakistan arasındaki çatışmaların temel nedenlerinden olan Keşmir sorununun da uluslar arası sistemin yapısında meydana gelen gelişmeler çerçevesinde çözüme kavuşturulması beklenebilir. Özellikle Doğu- Batı çatışmasının sona ermesi ve Hindistan’ın SSCB gibi önemli bir destekten yoksun kalmasının yanı sıra bu devletin ekonomik bakımdan gelişmesini tamamlamak için başta ABD olmak üzere batının yardımına ihtiyaç duymasının barış sürecini kolaylaştırabileceği düşünülebilir. Ancak soğuk savaş yılları boyunca Hindistan korkusu yüzünden ABD desteği arayan Pakistan’ın Amerika açısından stratejik değeri azalmıştır. Bunun yanı sıra ABD Hindistan ile ilişkilerini geliştirme çabasındadır. Bu durum da Keşmir sorununun çözümünün sürekli sürüncemede kalması ABD’ye olan bağımlılığı artırmaktadır. ABD’nin bu durumda çözüm için iki ülkeye baskı yapması veya yardım etmesi mümkün değildir. Defalarca dünya kamu oyuna taşınan Keşmir sorunu, bir anlamda Pakistan’ın Hindistan’dan intikam çabası olarak yorumlanır. Yıllarca Hindistan ayrılıkçı Doğu Pakistan liderlerini destekleyip, Paskistan’ı böldürüp, Bangladeş’in kurulmasını sağlamıştır. Pakistan’da hem insani, hem dini, hem de politik bakımdan, Hindistan’a bağlı olan, Keşmir’in özerklik kazanmasından fayda göreceğini ummaktadır. Konu yıllardır karşılıklı diyalogsuzluk dolayısıyla çözülemediği gibi, daha uzun yıllar çözülememesi olasıdır. Keşmir’in özerklik isteklerinin başında Hindistan’ın yaptığı insan hakları ihlalleri başta gelmektedir. 10 milyon nüfuslu Keşmir’de Hindistan’ın 400 000 kişilik bir ordu tutmasını mantık çerçevesinde açıklamanın imkanı yoktur. Ayrıca kendisine bağlı olan topraklarda Müslümanları ve Sihleri sindirmek amacıyla Hindu fanatiklerin yaptığı çirkin eylemlere Hindistan’ın göz yumması, açıkçası desteklemesi uluslar arası kurallara uygun değildir. Keşmir’de halk Hindistan’ın yaptırımlarına direnmeye çalışırken, bir yandan da 1948 tarihli Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanmasını ve Keşmir’in kendi geleceğini belirleyebilmesi için plebisit yapılmasını istemektedir. Ancak bu duruma müdahale etmeyen, üstelik kendi içinde aldığı kararı uygulatmayan BM’nin güvenirliği büyüteç altındadır. Herkesin aklında olan soru şu ki, BM esas işlevini ve kuruluş amacını ABD gibi büyük ülkelerin çıkarlarını korumaya mı çevirdi?
Nitekim Soğuk Savaş sona ererken Bosna-Hersek ve Dağlık –Karabağ, Kosova ve Çeçenistan’daki çatışmalar, uluslar arası kamu oyunda yeni dünya düzenine ve BM’ye yönelik beklentilerin düş kırıklığı ve kuşkuya dönüşmesine sebep olmuştur. Körfez Krizinde de BM Örgütü ABD’nin bölgesel çıkarlarını onayan ve kollayan, dolayısıyla bu duruma hukuki boyut kazandıran bir mekanizma işlevi görmüştür. Dünyada olan biten dramatik olayların çözümü maalesef beş büyük devlete bırakılmıştır, bu durumda bu devletlerin hem fikir olduğu konular kendi oluşturdukları Güvenlik Konseyinde karara bağlanıp çözülürken, Keşmir sorununda herhangi bir uzlaşıları olmadığı için bu sorun hala tartışılmakta ve zaman zaman uluslar arası gündemi Hindistan Pakistan gerginlikleriyle meşgul etmektedir. B durumda umutların dayandığı tek nokta kuruluşlarından beri düşman olan Pakistan ve Hindistan’ın bu soruna kendi aralarında çözüm bulmalarıdır. Defalarca bu amaçla bir araya gelen iki ülke liderlerinin bir gün olaysız, tartışmasız ve çatışmasız bir platformda bir araya gelip bu sorunu artık, sadece kendi aralarında çözebileceklerini anlamaları, bu iki ülke için, Keşmir için, bütün yoksul Güney Asya ülkeleri için yeni bir dönem başlatacaktır. Ancak bunun için karşılıklı kışkırtmalar ve çıkar planları öncelikle ortadan kaldırılmalı, Güney Asya ülkeleri kendi aralarında güvenlik, ekonomik, politik işbirlikleri yapmalıdır. Dışa bağımlılığın ve bölgesel çatışmaların ancak global sistem yok olursa biteceği bir gerçek. Ancak bu durumda tüm felaket senaryolarının ortasında tek bir olgu kalıyor; III Dünya Savaşı.
Kaynak:
Home / ELT Materials / Coursebook Reports / Learn Turkish / Comics / ELT Conferences / Private Lessons / Online Translation / Links /